SELİMİYE…

 

Esra Kılıç

esrakilickirklareli@gmail.com

 

23 Eylül 2010 tarihinde gazetemizde yayınlanan “Selimiye camisi UNESCO Dünya Mirası Listesine girme yolunda” başlıklı haberimizden sonra bu yazıyı yazmam gerektiğini düşündüm. Bu habere kayıtsız kalamazdım. Haber de anlatılan;

Selimiye Camisi ve Külliyesi’nin “UNESCO Dünya Mirası Listesi” adaylık başvurusu çalışmaları kapsamında hazırlanan “Taslak Yönetim Planı”nın geliştirilmesi çalışmaları devam ettiğiydi. UNESCO’yu ve faaliyetlerini bilmeyeniniz yoktur. Hatırlatayım;

UNESCO, 4 Kasım 1946 tarihinde, 44 ülke tarafından Londra’da yapılan bir toplantı sonrasında kurulmuştur. Amacı; eğitim, bilim ve kültür alanında çalışmalar yaparak barışın ve güvenliğin korunmasına, insan hak ve özgürlüklerine katkıda bulunmak olarak açıklanmaktadır.

Amacı bu şekilde açıklanmasına rağmen de, UNESCO’nun bugüne kadar bu konularda kalıcı çözümler ürettiği görülmemiştir.

UNSCO’ya bağlı “Dünya Mirası Listesi”ne, ülkeler tarafından korunması garanti edilen ve tüm dünya için önemli değer taşıyan doğal ve kültürel varlıklar alınıyor. Böyle bir liste oluşturmadaki amaç, tüm insanlığın malı olan değerlerin korunmasında uluslar arası işbirliğini mümkün kılmaktır. Türkiye, "Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme"yi, 23 Mayıs 1982 tarihinde onaylamıştır.

UNESCO Dünya Mirası Listesi iki şekilde değerlendiriliyor. Liste (Dünya Mirasında Türkiye) ve Geçici Liste (Dünya Mirası Merkezinin Geçici Listesinde Türkiye)

Dünya Mirasında Türkiye:

İstanbul Tarihi Alanları (Başta Ayasofya vb. yani hak iddia edilen yerler), Safranbolu Şehri (Şehir eski çağlarda Homeros'un İlyada destanında geçen Paflagonya bölgesinde yer almaktadır, yoksa Safranbolu evleri değil), Hattuşaş-Hitit Başkenti (kimi Avrupalının atalarının kökü olarak gördüğü yer), Nemrut Dağı (Kommagene kralı Antiokus'un mezarının da içinde bulunduğu alan, bize ait değil), Xanthos-Letoon, (Xanthos, Likyalıların  başkenti, Troya savaşlarında Prens Hektor'a yazdığı şiir ile cesaret veren Sarpedo'nun yaşadığı kent; Letoon ise, Antik dönemin en önemli dini merkezlerinden biri bize ait değil). Divriği Ulu Camii ve Şifahanesi (Bizden denilebilecek tarihi anıt), Truva Arkeolojik Kenti (Homeros'un İlyada destanında yer alan Truva savaşının yapıldığı yer olarak da bilinen Truva bize ait değil) Hierapolis-Pamukkale, (Kutsal kent. Hıristiyanlığın Anadolu’da yayılmasında en önemli rollerden birini üstlendiği, aynı zamanda İsa'nın oniki havarisinden biri olan St. Philippe'in öldürüldüğü kent deniliyor, yani bize ait değil). Göreme Milli Parkı-Kapadokya (Kapadokya, tarihsel/Hıristiyanlık açısından önemsenen bize ait olan yer)

Yukarıdaki “Dünya Mirasında Türkiye” Listesinde görebileceğimiz gibi de, “Dünya Mirası” yapılan yerler, bize, bu toprakların “Ev sahibi” olmadığımızı, “Kiracısı” olduğumuzu hatırlatan yerler oluyor.

UNESCO Dünya Mirası Merkezinin Geçici Listesinde Türkiye:

1) Efes (1994) 2) Karain Mağarası (1994) 3) Sümela Meryem Ana Manastırı (2000)

4) Alahan Manastırı (2000) 5) Aya Nikola Kilisesi (2000) 6) Harran ve Şanlıurfa (2000)

7) Ahlat Mezartaşları, Van Urartu ve Osmanlı Kaleleri (2000) 8) Diyarbakır Kalesi ve Surları (2000)

9) Denizli'den Doğubeyazıt'a Selçuklu Kervansarayları (2000) 10) Konya, Selçuklu Uygarlığı Başkenti

11) Alanya Kalesi ve Tersanesi (2000) 12) Mardin Kültürel Peyzaj (2000)

13) Bursa ve Cumalıkızık, Erken Osmanlı Kentsel ve Kırsal Yerleşim Yerleri

14) Edirne Selimiye Camisi (2000)

Ve ardında; İshak Paşa Sarayı, Güllük Dağı, Çatalhöyük Neolotik Ören Yeri geliyor.

Yukarıdaki listeye de baktığımızda da, yine aynı şeyi, “birkaç bize ait” olanın dışında, bu topraklarda “Ev sahibi” değil, “Kiracı” olduğumuzun hatırlatıldığını tekraren görebiliyoruz…

Bu noktada açıklamak istediğimiz husus, “bize ait” olan yerlerin neden bu listelere konulduğu oluyor?

Tabii ki, hiç konulmazsa olur mu (?) demeyeceğiz. Çünkü bu zaten olmazdı. Mesele Selimiye’nin bu listelere neden sokulmak istenildiği üzerinden giderek bu soruyu cevaplamaya çalışacağız.

Listelere alınan “Anıtlar”, “Tüm dünya için önemli değer taşıyan doğal ve kültürel varlıklar” olduğu için listelere giriyor. Peki de, “Selimiye, tüm dünya için, mesela Hıristiyanlık ve Yahudilik için önemli mi?”

Önemli olduğunu söylemek mümkün olamayacağına göre, o zaman olmakta olan ne oluyor?

“Bize ait” olan unsurlar neden listelere sokuluyor?

Bu soruya, yine listelere alınma amacından; “Tüm insanlığın malı olan değerlerin korunmasında uluslar arası işbirliğini mümkün kılmaktır” amacından baktığımızda, bize ait olan bir “Yapının”, artık bizden (millilikten) çıkacağını, küreselleştirildiğinde, “Küresel müdahalelere de” açık olacağını göstermektedir. İstenen bu. Bizim biz olmaktan çıkmamız ve Küreselleşmeye, yani Tek Dünya Düzenine “Eklenmemiz” oluyor. Bu süreç geliştiğinde bırakın anıtlarımızı, bize ait bir “Devlet/topraklar (Anadolumuz)” bile ortada kalmayabilir diye endişeleniyorum…

Bu sebeple, anıtlarımız bizim mirasımızdır, dünyanın değil, ona biz bakmalıyız ki, biz de var olalım.

Yoksa…

Eyvah…

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !